40 trilyon dolarlık borç sonrası gözler borsada: Asıl tehlike ne?

ABD’de federal borcun 40 trilyon doları aşması mali sürdürülebilirlik kaygılarını artırırken piyasalar dirençli kalmayı sürdürüyor. Morgan Stanley’e göre asıl risk yüksek faizlerden ziyade, yatırımcıların paralarını hisseden tahvillere kaydıracağı an olabilir.

CNBC-e1 dk okuma
40 trilyon dolarlık borç sonrası gözler borsada: Asıl tehlike ne?

Fotoğraf: iStock ABD federal borcunun 40 trilyon dolar sınırını aşması, küresel finans piyasalarında uzun vadeli mali sürdürülebilirlik kaygılarını yeniden alevlendirdi. Ancak devasa borç yüküne rağmen mevcut piyasa göstergeleri henüz yakın bir kriz sinyali vermiyor. Morgan Stanley tarafından yayımlanan son analizde, kamu borcundaki rekor artışa kıyasla özel sektör bilançolarının son derece sağlam kaldığı vurgulandı.

CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin Ekonomi, iş dünyası, piyasalar ile ilgili en güvenilir ve en detaylı haberlere en hızlı şekilde ulaşın. + Ekle Morgan Stanley Küresel Sabit Getirili Araştırma Başkanı Andrew Sheets, ABD'nin ilk 240 yılda yaklaşık 20 trilyon dolar borç biriktirdiğini, ancak sadece son 10 yılda bu tutara 20 trilyon dolar daha eklendiğini belirtti. Kamu borçlanmasındaki bu olağanüstü ivmeye rağmen, geçmiş kriz dönemlerinin aksine reel sektörde benzer bir borçlanma patlaması yaşanmadığına dikkat çekildi. Yüksek kamu borcunun henüz şirket yatırımları ve tüketici harcamalarında belirgin bir bozulmaya yol açmadığı ifade ediliyor.

Hanehalkı tarafında kaldıracın azalması, yüksek faiz ortamına karşı önemli bir kalkan oluşturdu. Verilere göre:

Morgan Stanley'e göre yatırımcıların takip etmesi gereken asıl risk, yüksek faizlerin ekonomiyi ne zaman yavaşlatacağından ziyade, tahvil getirilerinin hisse senetlerine kıyasla ne zaman daha cazip hale geleceği.

Şu an ABD 30 yıllık tahvilleri beklenen enflasyonun yaklaşık 300 baz puan üzerinde reel getiri sunarken, yatırım yapılabilir seviyedeki uzun vadeli şirket tahvillerinin getirisi yüzde 6,2 seviyesinde bulunuyor. Cazip getirilere rağmen, fon akımları hisse senetlerinden tahvillere kütlesel bir kaymanın henüz başlamadığını gösteriyor.

S&P 500 endeksinin yükselen faiz ortamına direnmesindeki ana etken şirket karlarındaki güçlü büyüme olarak öne çıkıyor. Yüksek kar artışı, faiz baskısını dengeleyerek hisse senetlerinin çekiciliğini korumasını sağlıyor. Ancak Sheets, şirket karlarındaki büyümenin yavaşlaması durumunda yatırımcıların sabit getirili varlıklara yönelişinin hızlanabileceği konusunda uyarıyor.

Bu haber faydalı mı?
Kaynağa Git