
ABD Hazine tahvillerinde yedi gündür devam eden satış baskısı piyasaların odağında kalırken, UBS tahvil piyasasındaki oynaklığın azalmasını sağlayabilecek üç önemli katalizöre işaret etti.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin Ekonomi, iş dünyası, piyasalar ile ilgili en güvenilir ve en detaylı haberlere en hızlı şekilde ulaşın. + Ekle UBS, piyasalarda Fed'in 2027 sonuna kadar yaklaşık dört faiz artırımı daha yapacağı yönündeki fiyatlamanın fazla agresif olduğunu değerlendirdi. Banka, bu görüşünü zayıflayan çekirdek PCE enflasyonu ve ekonomik verilerdeki olumlu revizyonlarla destekledi.
UBS'e göre tahvil piyasasını destekleyebilecek gelişmelerin başında dezenflasyon sürecinin devam etmesi geliyor. Banka, enflasyon baskılarının hafiflemesinin faiz beklentileri ve tahvil getirileri üzerindeki baskıyı azaltabileceğini belirtti.
İkinci önemli katalizör ise Hürmüz Boğazı üzerinden enerji akışlarının iyileşmesi. UBS, enerji akışlarının normale dönmesi ve diplomatik çabaların yeniden canlanmasının enerji fiyatları ile enflasyona yönelik endişeleri hafifletebileceğini ifade etti.
Üçüncü başlık ise uzun vadeli tahvil getirilerini sınırlamaya yönelik olası politika adımları oldu. Bankaya göre politika yapıcılar, likidite kurallarında yapılabilecek değişiklikler gibi adımlarla uzun vadeli getiriler üzerindeki baskıyı azaltabilir.
UBS, kısa vadede ABD Hazine tahvillerindeki oynaklığın yüksek kalmasını bekliyor. Buna karşın banka, sabit getirili menkul kıymetleri mevcut seviyelerde cazip buluyor.
UBS'in hesaplamalarına göre, tahvillerdeki mevcut pozisyonların zarar yazmaya başlaması için 2 yıllık tahvil getirisinin yaklaşık 255 baz puan, 5 yıllık getirinin 110 baz puan ve 10 yıllık getirinin ise yaklaşık 65 baz puan yükselmesi gerekiyor.
Banka bununla birlikte, yüksek bütçe açıkları ve yapay zeka yatırımlarıyla bağlantılı tahvil ihraçlarının arzı artırabileceği gerekçesiyle uzun vadeli tahviller konusunda temkinli duruşunu koruyor.
UBS'in değerlendirmesi, tahvil piyasasındaki satış baskısının devam ettiği bir dönemde faiz beklentileri, enerji fiyatları ve ABD'nin borçlanma dinamiklerinin yatırımcıların izleyeceği temel başlıklar olmaya devam ettiğine işaret ediyor.